11 Kasım 2011 Cuma

erkek hikayeleri

bugüne kadar hep erkekleri yeren yazılar yazdım.
hep onlar kötüydü, biz iyiydik.
hep terkedildik, hep uçkur davasının peşinde koştu onlar da.
yatakta iyiysen kalıcı olurdun, değilsen ve hatta vermeyeceksen "üzgünüm :(" lerle gönderilirdin hayatından.

hep erkekler piç adam, hatta ıssız adam..
kadınlar ise mağdure, adları yok idi..

ama bunlardan hala var. hala daha var.
piçlerin ömürleri uzun. en sonunda artık pes ettikleri noktada buldukları kadınlarla evlenip, inzivaya çekiliyorlar arada aşk olmaksızın.

ama ben bu piçlerden ziyade adam gibi adamlar tanıdım.
hem sevgilim, hem en yakın arkadaşım oldu bu adamlar.
ve hiç birinde bir hinlik, bir pislik sezmedim.

bugün sizinle bu arkadaşlarımdan birinin yazısını paylaşmak istiyorum.

"Sonlar, mutlu da olsa, hüzünlüdür. Son için harcanan zaman, emek bir bağlılık yaratır sürece dair ve sonra aradaki bağın tükendiği zaman gelince terk edilmişliğe düşer kişi, her ne kadar sonu kendi getirsede.


Adamın elinde tuttuğu kitap sona yaklaşırken, her bitirdiği kitapta olduğu gibi bir hüzün kaplamaya başlamıştı içini. Kitapla kurduğu bağa saygıdan olsa gerek, sonralara doğru daha bir dikkatle, ilgiyle okuyordu kitabı.



Cep telefonunun çalışı, adamı, o farklı dünyadan çektip çıkardı. Telefon uzun uzun çalsaydı, hiç istifini bozmadan kitap okumaya devam ederdi adam ama telefon iki kere çalmıştı. Şartlanmışçasına, kitabı elinden derhal bıraktı ve iki senedir sürekli yaptığı gibi onu her zamanki gibi iki kez çaldıran kişiyi aradı.



Nasılsın bile demeden başlayan, şikayetlerin, kaygıların, ve beklentilerin dile getirildiği tek kişilik bir monolog...Sevgilim dediği kadın konuştukça, adam bir hiçlik dünyasına gömülmeye başladı. Genelde hiç birşey düşünmediği, tamamen zamanın içerisinde akıp gittiği bu sürede bilinç altının yüzeye ittiği tek şey, bundan ne kadar sıkıldığıydı. Başlarda konuşmaya dahil olmayı denemişti adam, fakat farkına varmıştı ki kadın onun söyledikleriyle ilgilenmiyordu. Kaygılara yapmacık üzülme, beklentileri geçiştirme, şikayetleri ise umursamamadan başka hiç birşey yoktu adam konuştuğunda. Oysa adamın kadını gerçekten dinlediği dönemler olmuştu.
 Bir an için telefonun karşısındaki kişiye “Bitti” dediğini hayal etti ve sonrasında karanlık geldi. Olasılıklar o kadar kısıtlıydı ki, adam için, o kadın olmadan hayatında. Hali hazırda, herşeyin merkezindeydi kadın. Hali hazırda adamın eskiden sahip olduğu tüm kaleler yıkılmış, tüm sevenleri uzaklaşmıştı. Telefon konuşmasının sonunda, dışarı çıkmaya karar verdi kadın. Adam, sonuna yaklaşmış kitabı yatağının üstünde bırakıp kadının dileğine uydu...."
 
böyle terk edilen erkekler de var.
"oh iyi olmuş" diyenleriniz var sanki. halbuki siz bilmiyorsunuz, bu erkeklerin canı nasıl yanıyor?
bilemezsiniz ki.
onların taraftan bakmadınız hiç. bakmanıza izin verilmedi belki de.
belki de bir görseniz, piçleri bırakıp efendilere izin vereceksiniz hayatınıza girmesi için.
ama vermezsiniz ki.
hepinizin tek amacı acı çekip, mazoşist olmak çünkü.
acıyı seviyorsunuz kızlar. bir zamanlar hepimizin sevdiği gibi.
 
bu adamın hayalleri vardı. temizdiler.
bu adamın berrak kafasında, tertemiz hayalleri vardı.
neden onları çamurlu suya atmış olabilir karşısındaki?
neydi eksik gelen?
kavga mı? para mı? seks mi?
 
belki daha çok ilgi. belki daha fazla sevgi.
 
sorun neydi? açıklaması nasıldı?
neye dayanarak "bitti" diyebildi?
 
sevgisi mi bitti? nasıl bitti?
hani, biz terk edildiğimizde hep sorarız ya nedenleri, bu adam sordu mu acaba?
sormadı. çünkü gidene yol vermeyi biliyordu.
belki bu onun için bir başlangıçtı. gerçek aşka giden yolun işte tam başındaydı.
 
bundan sonra, hayatına giren kadınları artık neye göre seçmesini bilecekti.
hayat ona hala çürük meyve veriyor. ama o yine de çürüğünü çarığını görmemeye çalışıyor.
karşısındakine insan gibi, kadın gibi davranıyor.
ama onlar anlamıyor...
 
belki de hiç anlamayacaklar..

2 yorum:

lacrymosa dedi ki...

belki de erkekleri umursamaz yapan kadınların umursamazlığı kim bilir? erkek cinsi evrimini kadını gözlemleyerek, kendini onun doğasına adapte ederek tamamladı belki de. (hatta henüz tamamlamamış da olabilir) fakat erkek ruhu kadınların sandığı kadar boş ve duygusuz değil bence. biz kendimizi öyle olduğuna inandırıyoruz sadece. bir nevi züğürt tesellisi...

francesca mckennitt dedi ki...

Sanki işler tersine dönüyor gibi..