14 Kasım 2010 Pazar

sizce neye göre?

sabahın sekizinde uyandım.

nedense hürriyet ya da milliyet hadi atıyorum sabah gazetesinden önce şalom gazetesini açtım. sanıyorum midem artık popo, göğüs, sosyete triosunu görmeyi kaldırmıyor. yine tilda levi'yi okudum. yine hayallere daldım. artık ne yapmak istediğimden eminim. sadece biraz daha fazla çalışmam gerekiyor. bir yerlere gelebilmek, birilerini kendine idol olarak seçmek çok mühim. çünkü seçtiğin insanların, gerçekten de doğru düzgün insanlar olması gerekli.

ukalalıktan değil ama kendi yaşıtım ya da benden bir kaç yaş küçük "gençlere" bakınca kendimi sorguluyorum. "Allah'ım, ben mi fazla ideolojik takılıyorum, yoksa onlar mı çok hedonistler?". soruma, kendi çapımda cevap bulamıyorum. her insanın farklı amaçları, emelleri olduğunun da farkındayım. ama kendim gibi olanları yanımda istiyorum. ne bileyim, seçim işte bu da bir nevi. feysbuk profilinde absürd, saçma sapan videolar paylaşanları gördükçe "hmmm" lamak gelmiyor değil içimden. "neye göre seçtim ki?" diyorum bazen. "neye göre?"

evet "neye göre?"

neye göre yaşıyor ya da yaşamaya çalışıyoruz? sırf çalışmak, para kazanmak için çalışanlardan biriyim. para kazanayım, istediklerimi alayım. maddiyatçıyım. ama dünyanın düzeni bu. çevremdeki herkes böyle. sırf maddiyat uğruna çalışıyoruz. işimi sevmiyor değilim, zorluğuyla da seviyorum ama...

şu bünye artık bazı haksızlıklara tahammül edemiyor. kendime yapılana değil, en yakınımdaki ve en sevdiklerime yapılanlara... ayrımcılığa, eşitsizliğe dayanamıyorum. çok yüksek tahsilli amma velakin kafası çalışmayan, bir boktan anlamayan öyle çok insan var ki.. ne siz sorun ne ben size bu konuyu derinlemesine anlatayım. çünkü sıkılırsınız. sizi sıkmak istemem.

bilmiyorum, ileride calamity jane olursam ki bu holy jane olur ancak, işte o zaman komünholy de diye bilirsiniz.
her ne kadar paraları saçıp savursam da...

...........
parev thunderbolt
sana uzun zamandır yazamadım. biliyorum, sıkılıyorum thunderbolt.. 
gördükçe haksızlıkları, sıkılıyorum. 
her türlü haksızlıktan sıkılıyorum.
"bana dokunmayan yılan bin yaşasın! holey!" diyemiyorum... 
sıkıyorlar beni, acıyor canım. onlar bilmiyorlar. 
insanlar, umursamaz olduğumu düşünüyorlar halbuse yanılıyorlar. 
umursuyorum ama acımıyorum. 
acınacak hale düşerim o zaman. 
işte böyle thunderbolt... 
bir de seni öyle özledim ki.. 
işte böyle...


holy can.. 

7 yorum:

Melike dedi ki...

kapitalist sosyalizm ekolünün başlangıcı bu post mu olacak ki?
henüz harcamak, keyif almak için çalışamıyorum ben. evvela ayakta kalmak için çalışıyorum. mesleğimi çok seviyorum.
yapılan haksızlıklara ses çıkarmamayı öğrenmeme sebep olan deneyimlerim de pek yok henüz. en azından fikrimi beyan edebiliyorum. değiştirebiliyor muyum? ı ıh. zaten bazı koşullarda yetişemiyorum fikir beyanına dahi.
ben sıkayım bari dedim:)
aman, bildiğim, seçtiğim gibi yaşasam benden mutlusu mu olur? seçimlerimi kısıtlı seçenekler arasında yaptığım için seçtiğim gibi yaşamak da can sıkıcı olabiliyor bazen.
öptüm :)

springoss dedi ki...

ya sen onu bunu boşver de, blogun yeni formatına bayıldım, oh be dünya varmış dedim hatta, içim açıldı pek bir beğendim özetle :))

holywitch dedi ki...

@sulucum, suluholy ya da azizem :)))
iç sıkmadın. ben biliyorum ya sıkılmadım ama okuyan sıkılmıştır elbette..
seçimlerimiz kısıtlı. içlerinden en iyiyi seçmeye çalışıyoruz. bunu yaparken de eziliyoruz.
napalım? ben de seni öptüm..
@bayay eskiden bembeyazdı, saftı. şimdi pembiş oldu :)

deepblueeagle dedi ki...

bloguna ilk kez girdim. ve ilk okuduğum yazın çok güzel. iyi ki blogumu izlemeye almışsın. aslında, buna benzer yazılarım da var blogumda. ne yapabiliriz anlamında.bu yazına belki bir 10 sayfa ile yanıt vermek olası :)

calemity jane'in mezarına gitmiştim. buffalo bill'in yanında. :)

öyle hedonistler çoktur. çoğunluk. dünyasal zevklerin bahçesini tüketmek isteyenler. ama karşıtları da var.

şalom gazetesini bilmiyordum. tilda leviyi duymuştum.

bence, senin bir idole de gereksinimin yok. etkilenebiliriz, ama kendi stilimiz olur. senin de var gibi.

maddiyat ile hedonistlik de koşuttur ama.

haksızlıklara, acılara üzülmek ile maddiyat aynı kefede pek durmaz. normal bir yaşam sürüp, düşündüğün sosyal duyarlılık peşinde gitmek iyidir sanırım.

hepimiz çelişkiliyiz değil mi. o kadar zengin bir menü var ki. seçmek zor.

ama ilk okuduğum yazından anladığım kadarıyla sen zaten düşünen, aydın tarafındasın.
:)

insanların ne yaptıklarını ne düşündüklerini iplememek iyidir. kendimizin ne olduğu, ne yaptığı, yolu önemli sanırım.

önemli bir yazı bu ilk okuduğum yazın. düşünmek, tavır almak iyidir.

ama hepimizin kafası karışıyor zaman zaman. yaşamak bütünüyle çok güzel çünkü.

deepblueeagle dedi ki...

sağdaki fotolar ne hoş. genelde benim de sevdiğim insanlar.

audrey holy. amelie. thelma. diğerleri. :)

holywitch dedi ki...

deepblueeagle :) her ne kadar sabahın körü de olmasa -ki genelde bu saatte uyanmak adetim değildir - çok mutlu oldum yorumlarını okuduğum zaman. dediklerinde haklısın, ama işte bi kere insan takıldı mı gidiyo haksızlıklara. bana yapılınca bi iki saat sinir oluyorum ama çevremde, hakikaten suçsuz olup suçlanan ve bir takım haksızlıklara maruz kalanları gördükçe içim acıyo ve kendimi işte o an kahramanlaşacak bi holy gibi hissediyorum. ama tabi supergirl olmadığımın da hemen farkına varıyorum.

sonuç olarak bu dünya böle gelmiş böyle gider. ben ne yaparsam yapayım. en azından suçlamak ya da kötü davranmak gibi huylarım yok çok şükür. adaletli olmaya çalışıyorum. belki bu yüzden de kaybediyorum ya çoğunlukla :)

tilda levi'yi muhakak okumalısın. çok güzel yazıyo. :)
kal sağlıcakla :)

girl with the red balloon dedi ki...

Neye göre yaşadığımı bende bilmiyorum. Ama ben para kazanmak için çalışanlardan olamadım bir türlü. MEcburiyetten çalıştım bir kaç işte. Sonra dedim ki bana göre değil bunlar. Şimdi ne yapıcam. Ne için yaşicağımı bile bilmiyorum. Kahrolsun içimdeki ögür ruhlu kız.